Terme Vizyon Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA SİYASET EKONOMİ GÜNCEL YAŞAM SPOR EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ İLETİŞİM KÜNYE

WEB ARAMA


SON YORUMLANANLAR

    “DERİN MİLLET”: “EVET”, “CESARET”, “RAHMET”

    Fikret Kurt

    12 Nisan 2017, 10:26

    Fikret Kurt

            Türkiye yeni Cumhurbaşkanlığı Sistemi için 16 Nisan’da referanduma gidiyor. Cumhurbaşkanı’nın Devlet Başkanı sıfatını alacağı, Yürütme Erki’nin başı olarak doğrudan Millet tarafından seçileceği ‘yeni sistem’  halkın oyuna yeni sunulsa da siyaset tarihimizdeki yeri hayli eski. Türkiye’nin yakın siyasi tarihine damga vuran, halkın teveccüh gösterdiği ‘liderler’ , ‘Başkanlık Sistemi’ne geçmemiz gerektiğini, sistem değişikliğinin ülkenin geleceği için gerekli olduğunu vurgulamışlardı çok kereler…

            Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Tansu Çiller, Muhsin Yazıcıoğlu, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan siyasi hayatları boyunca sık sık  ‘Başkanlık Sistemi’nin ülkemiz için elzem olduğunu dile getirmişlerdi. Buyurun bakın:

            Necmettin Erbakan, MNP’nin 1969 tarihli programında bile “…İcra organının daha kudretli olması ve süratli çalışabilmesi için, Reisicumhurun tek dereceli olarak halk tarafından seçilmesi ve icra organının düzeninin başkanlık sistemine göre tanziminin yapılması gerekmektedir…”  demektedir.

            Alpaslan Türkeş, Temel Görüşler kitabında “Milliyetçi Hareket, Tek Başkan, Tek Meclis sistemini savunur. Kuvvetli ve hızlı icra uygulamalıyız. Bu da icra gücünün ‘tek elde’ toplanmasıyla mümkündür. Bunun için tarih ve töremize uygun olarak ‘Başkanlık Sistemini’ savunuyoruz…”  demektedir.

            Süleyman Demirel 2006’da bir konferansta “Benim içimde kalan bir ukdedir. Temsili sistem işlemiyor. Ben isterdim ki, Türkiye’de Başkanlık Sistemini gerçekleştirelim.” demişti.

            Bülent Ecevit 2001’de bir açıklamasında “Çok defa Başkanlık Sistemine geçmenin gerekli olduğunu anlatmaya çalıştım. Bu fikrimi birçok kişi kabul ediyordu, fakat bir türlü adım atılmıyordu. Fakat bu şimdi zaruret haline gelmiştir bence…”  demiştir.

            Tansu Çiller 1994 yılında bir konuşmasında “Siyasi istikrar palyatif bir takım tedbirlerle sağlanamaz. Siyasi istikrar Başkanlık Sistemine geçişle sağlanabilir. Bu da 5-10 yıllık süreç içerisinde Anayasa değişiklikleri ile sağlanır…”  demiştir.

            Muhsin Yazıcıoğlu 29 Eylül 2002’de bir mülakatta “…Başkanlık Sistemine geçilmeli, yönetim yeniden düzenlenmeli. Tercih yapılmalı. Parlamento hükümeti sistemi mi, Başkanlık hükümeti sistemi mi? Biz Başkanlık Sistemini istiyoruz...” “Ya korkularımızla koyun koyuna içimizde dürülüp kalacağız ya da ayaklarımızdaki prangaları çözecek geleceğe kanatlanacağız…”  demiştir.

            Turgut Özal 1993’te 32. Gün programında “Ben Başkanlık Sistemi istiyorum. Fransa modeli değil, daha çok ABD Başkanlık modeline yakın… Bizim tecrübelerimize göre bakanların parlamento dışından olması lazım. Parlamento hükümeti sisteminde bakanlarla milletvekilleri arasında devamlı problem çıkıyor. Bakanların da, milletvekillerinin de seçim kaygısı var. Birbirlerine zıt hareketler yapabiliyorlar. Dejenerasyon kaçınılmaz oluyor…”

             Recep Tayyip Erdoğan 2002 yılından beri Başkanlık Sisteminin ülkemiz için elzem olduğunu sürekli söylüyor. “Benim fikrime göre ABD modeline yakın bir Başkanlık Sistemine geçmemiz lazım. Orada ‘Yasama’ ile ‘Yürütme’ arasındaki müdahaleler ortadan kalkıyor… Bunu başardığımız takdirde Türkiye’nin ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum.”   demiştir.

            Israrla “MİLLET” diyoruz. Çünkü derin devlete değil, derin millete inanıyoruz, güveniyoruz. Tarihin çekimser kalarak, kaçarak kurtulamayacağımız dönemeçlerinden birindeyiz. Müslüman Türk Milletinin en hayati dönemlerinden birini yaşıyoruz.

            MİLLET  Mİ KALACAĞIZ, İNSAN KALABALIĞI MI OLACAĞIZ?!

            NEYİ BİÇMEK  İSTİYORSAK, ONU  EKECEĞİZ  VESSELAM.!

            Biz, aynı zamanda, daima biriktirdiği şeylerin altında kalmış bir milletiz; acıların, endişelerin ve korkuların… Nuri Pakdil, bu biriktirdiklerimizin neticesini şöyle ifade ediyor: “Gülüşümüz bile acıdır bizim.”

            ‘Zahmet’ ile ‘Rahmet’, ‘Hasımlık’ ile ‘Hısımlık’, ‘Esaret’ ile ‘Cesaret’ arasında sadece bir harflik fark var. Bu küçük fark, Milletimizin kaderini belirlemektedir.

            Bu topraklarda ‘Hısım’ olamayanlar, ‘Hasım’larımızla yaşamak zorunda kalacaklardır. Tabii buna yaşamak denirse.! Şöyle de denilebilir: Cesaretle yaşamayı göze alamayanlar, esaretle ölürler…

            İnancımız şudur: Bin yıldır esareti ‘red’ eden milletimiz, tercihini bir kez daha cesaretten yana kullanacaktır.

            Mevlana Celaleddin-i Rumi şöyle söylüyor: Kişi kim olduğunu bilmek isterse, kimi sevdiğine baksın…

    ALLAH’a emanet olun.

    Bu haber 633 defa okunmuştur.

    Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

    RESMİ İLANLAR

    AH O GECELER24 Mayıs 2018

    HAVA DURUMU

    Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

    TARİHTE BUGÜN

    Tarihte Bugün

    VİZYONDAKİ FİLMLER

    Copyright Terme Vizyon @ 2013 Her Hakkı Terme Vizyon Gazetesi'ne Aittir
    RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

    Altyapı: Beşlioğlu Web Tasarım